“Ey İslam Hemşireciğim! Sarılacak bir yare var ise, oda karşıda gördüğün Tanrı ocağıdır.”,“Bulgar canavarlıklarından bir numune.” (Ersin Fıçıcı Kolleksiyonu)
Balkan Harbi Mezaliminin Görsel Hafızası
Balkan Savaşları esnasında Rumeli’de yaşanan mezâlim yani zulümler, haksızlıklar ve kıyımlar pek çok belgeyle ortaya konmuştur. İkinci Meşrutiyet’ten sonra kurulan Rumeli Muhâcirîn-i İslamiye Cemiyeti bu belgelerden bir kısmını bizlere bırakmıştır. Cemiyet, bir yandan Muhâcir adlı yayın organıyla faaliyetini sürdürürken diğer taraftan muhtelif kitaplar, Fotoğraf ve kartpostallar yayımlamıştır.
Rumeli Muhâcirîn-i İslâmiye Cemiyeti tarafından 1912-1913 Balkan Savaşları sonrasında yayımlanan propaganda kartpostalları, kaybedilen toprakların hüznünü ve bölgedeki Müslüman halka uygulanan mezalimi dünyaya duyurmak amacıyla basılmış tarihi görsel belgelerdir.
Balkan Savaşları, Osmanlı Devleti tarihindeki en büyük sosyo-politik travmalardan birine yol açtı. Yüzlerce yıllık Osmanlı toprağı olan Rumeli’nin kaybedilmesiyle birlikte, bölgede yaşayan yüz binlerce Müslüman Türk ya katledildi ya da Anadolu’ya doğru büyük bir göç dalgasına (muhacir) sürüklendi. Bu ağır insani kriz karşısında kurulan sivil toplum örgütlerinden biri de Rumeli Muhâcirîn-i İslâmiye Cemiyeti idi.
Cemiyet, bir yandan İstanbul’a sığınan göçmenlerin acil ihtiyaçlarını karşılayıp iskanlarını organize ederken, diğer yandan dönemin kamuoyunu uyandırmak ve Avrupa devletlerinin dikkatini bölgedeki Hristiyan çetelerin (Bulgar, Sırp, Yunan) zulmüne çekmek için aktif bir propaganda faaliyeti yürüttü.
Propaganda ve Görsel Hafıza: Kartpostalların Özellikleri
Cemiyetin en etkili propaganda araçlarından biri, bugün “Bulgar Mezalimi” veya “Balkan Harbi Kartpostalları” olarak bilinen görsel serilerdi. Bu kartpostallar şu temel özellikleri taşıyordu:
Siyasi Amaç ve Duygu Yüklemesi: Kartpostalların ön ve arka yüzlerinde genellikle Türkçe ve Fransızca olarak “Ey Müslüman, Rumeli’yi unutma!” veya “İntikam” gibi kışkırtıcı ve uyandırıcı sloganlar yer alıyordu.
Mezalim Görselleri: Fotoğraf veya illüstrasyon tekniğiyle basılan kartpostallarda; zorla Hristiyanlaştırılan Müslümanlar, katledilen aileler, çırılçıplak soyularak işkence edilen Osmanlı esirleri ve Kavala, Edirne gibi şehirlerde sivillere yapılan insanlık dışı muameleler işleniyordu.
Avrupa’ya Mesaj: Kartpostalların üzerindeki Fransızca ibareler (örneğin Atrocites Bulgares – Bulgar Vahşeti), bu trajedinin sadece Osmanlı halkına değil, Batı kamuoyuna ve Avrupa devletlerinin vicdanına ulaştırılmak istendiğinin en somut kanıtıydı.

“Bulgar Vahşetleri (Zulümleri)”, “Edirne’nin Karaağaç bölgesinde, dörder dörder kollarından bağlanarak Meriç Nehri’ne atılmış olan Müslüman ve Rum halkına ait cesetler.”
Tarihi ve Koleksiyon Değeri
Tarihsel süreçte devletlerin veya cemiyetlerin kendi haklılıklarını kanıtlamak ya da yaşanan acıları ölümsüzleştirmek için kullandıkları efemera malzemelerinin en nadide örnekleri bu serilerdir. Günümüzde Osmanlı efemera ve kartpostal koleksiyonculuğunda son derece yüksek bir öneme sahiptirler.
Bu görsel vesikalar, akademik çalışmalarda ve müzayede arşivlerinde, savaşın acımasız yüzünü, cephe gerisinde yaşanan sivil dramlarını ve Osmanlı sivil toplumunun kriz anlarındaki reflekslerini anlamak için eşsiz birincil kaynaklar olarak kabul edilir. Günümüzde bu kartpostalların aslına uygun örnekleri; Osmanlı askeri tarihi ve efemera koleksiyonlarının en değerli parçaları arasında yer almaktadır.
Rumeli Muhâcirîn-i İslâmiye Cemiyeti’nin bastırdığı propaganda kartpostallarının kesin ve toplam baskı adeti tarihi kayıtlarda net bir rakam olarak belirtilmemiştir. Ancak cemiyetin bu faaliyetleri belirli bir plan dahilinde ve farklı tematik seriler (setler) halinde yürüttüğü bilinmektedir.
Şu ana kadar rastlanan 25 ile 30 arası bir görsel (Kart)’in olduğu tahmin edilmektedir.
Konunun hacmi ve basılan kartların yapısı hakkında bilinen tarihi detaylar şunlardır:
Seriler ve Kart Çeşitliliği
Cemiyet, propaganda faaliyetlerini tek bir kartla değil, numaralandırılmış alt seriler halinde yürütmüştür. Bugün efemera koleksiyonlarında ve kartpostal kolleksiyonerleri arşivlerinde rastlanan başlıca örnekler şu olayları konu alır:
Edirne Serisi: Edirne’de işgalci güçler tarafından katledilen Osmanlı esirleri ve sivil halk.
Kavala Serisi: Kavala ve çevresinde şehit edilen masum anne ve çocuk görselleri
Dedeağaç Serisi: Dedeağaç Camii’nde Müslüman kadın ve çocukların yakılmasını betimleyen çizim ve fotoğraflar.

“Medeniyetin vahşi eylemleri” ve “Dedeağaç camiinde Müslüman kadın ve çocukların yakılması”
“İntikam” Haritası Kartı: Balkan Harbi sonrasında kaybedilen toprakların tamamen siyaha boyandığı ve üzerinde büyük harflerle “İNTİKAM” yazan ünlü propaganda haritası ve bunun kartpostal boyutundaki basımları.

*Balkanlarda kaybedilen toprakları gösteren “Ey Müslüman, Rumeli’yi unutma!”, “Rumeli Muhâcirîn-İslâmiye Cemiyeti (Rumeli Müslüman Göçmenler Derneği)”, “İNTİKAM” yazılı kartpostal.
Bu kartlar sadece dağıtılmak için değil, aynı zamanda cemiyete iane (bağış) toplamak amacıyla da satılmıştır. Bu nedenle talep gördükçe matbaalarda yeniden basılmıştır.
Uluslararası Dağıtım: Kartlar yerel halkın yanı sıra Batı kamuoyuna ulaştırılmak üzere Fransızca ibarelerle de (Les atrocités Bulgares vb.) basıldığından, dönemin sivil toplum imkanlarına göre yüksek tirajlarda üretilmiştir.
Özetle, dönemin arşiv belgelerinde “toplam şu kadar yüz bin adet basılmıştır” şeklinde genel bir istatistik bulunmasa da, cemiyetin farklı mezalim bölgelerini içeren en az 3 ana büyük serisi ve bu serilere ait onlarca farklı numaralı kart tasarımı günümüze ulaşmıştır.
Rumeli Muhâcirîn-i İslâmiye Cemiyeti, Balkan Harbi mezalimini dünyaya duyurmak için hazırladığı kartpostal ve yayınlarda dönemin en güçlü yerel matbaalarını kullanmış ve çok katmanlı bir dağıtım ağı organize etmiştir.
Propaganda materyallerinin basıldığı matbaalar ve bu kartların ulaştırıldığı ağlar şu şekildedir:
Kartpostalların Basıldığı Matbaalar
Cemiyet, dönemin yüksek baskı kalitesine sahip, görsel ve foto-mekanik baskı yapabilen İstanbul merkezli özel matbaalarla çalışmıştır:
Matbaa-i Hayriye ve Şürekası: Cemiyetin propaganda yayınlarının, kitapçıklarının ve meşhur “Bulgar Vahşetleri” serisi kartpostallarının en önemli basım merkezi İstanbul’daki bu matbaadır. Dönemin gelişmiş taş baskı (litografi) ve tipografi tekniklerini kullanan matbaa, kartların arka ve ön yüz tasarımlarını yüksek tirajda üretebilmiştir.
Cemiyetin Kendi Basım İmkânları: Cemiyet, yayın organı olan “Muhacir” gazetesini ve bazı hızlı bildiri/kartları basmak için anlaşmalı olduğu dönemin diğer Babıali matbaalarından da lojistik destek almıştır.

“Açık haberleşme kağıdı/kartı”, “Posta Kartı” “Rumeli Muhacirîn-i İslamiyye Cemiyeti neşriyatından.”
Yurtiçi ve Yurtdışı Dağıtım Ağları
Kartpostallar hem kamuoyunda bir “hafıza ve intikam” bilinci oluşturmak hem de cemiyete yardım toplamak amacıyla çok yönlü bir ağ üzerinden dağıtılmıştır:
Postane ve Telgraf Hatları (Lokal Dağıtım): Kartpostallar posta pulu yapıştırılarak kullanılmak üzere Osmanlı postanelerinde satışa sunulmuştur. Halk bu kartları birbirine göndererek hem birincil haberleşmeyi sağlamış hem de cephe gerisindeki acıyı Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar taşımıştır.
Cemiyet Şubeleri ve Yardım Standları: İstanbul başta olmak üzere Anadolu’nun büyük şehirlerinde kurulan cemiyet merkezleri vasıtasıyla kartlar doğrudan halka ulaştırılmıştır. Kartpostalların satışından elde edilen tüm gelirler, İstanbul’a yığılan Rumeli göçmenlerinin iaşe ve iskan masraflarına aktarılmıştır.
Yabancı Elçilikler ve Konsolosluklar (Uluslararası Ağ): Kartların üzerinde özellikle Fransızca açıklamaların yer alması, uluslararası bir dağıtım stratejisinin parçasıydı. Cemiyet, bu kartpostalları İstanbul’daki yabancı misyon temsilciliklerine, Avrupalı gazetecilere ve uluslararası yardım kuruluşlarına (Kızılhaç vb.) doğrudan elden ya da kuryeler vasıtasıyla ulaştırarak Balkanlar’daki Müslüman kıyımını Batı medyasının gündemine sokmaya çalışmıştır.
Bu planlı organizasyon sayesinde, dönemin kısıtlı imkanlarına rağmen “Ey Müslüman, Rumeli’yi unutma!” sloganı kısa sürede milyonlarca kişiye ulaşan kitlesel bir harekete dönüşmüştür.
Kartpostalların üzerinde yer alan manzumelerin (şiirlerin) yazarları
Rumeli Muhâcirîn-i İslâmiye Cemiyeti’nin yayımladığı kartpostal, afiş ve hatıra mendili gibi propaganda materyallerinde yer alan manzumelerin (şiirlerin) arkasında dönemin Millî Edebiyat akımı, İslamcı aydınlar ve İttihatçı yazar kadroları yer almaktadır.
Balkan Harbi’nin yarattığı hezimet ve göç dalgası (muhacirlik) karşısında kamuoyunda bir “hafıza ve intikam” bilinci oluşturmak isteyen bu şairler, eserlerini hem cemiyetin yayın organı olan Muhacir gazetesinde yayımlamış hem de basılan kartpostallara arka fon yapmışlardır.
Kartpostallarda ve cemiyet neşriyatında öne çıkan başlıca şairler ve şiirleri dönemin en iyileri arasında yer bulur. Cemiyetin en bilinen ve görsel materyallerde en sık kullanılan meşhur manzumelerinden birinin yazarı Tahirü’l-Mevlevî (Tahir Olgun)’dir. Cemiyetin bastırdığı hatıra mendillerinde, “İntikam” temalı levhalarda ve kartpostallarda yer alan, Rumeli’deki Bulgar mezalimini anlatan meşhur şiir ona aittir:
“Kulağında küpe olsun, unutma!
Rumeli’nin dağı taşı ağlıyor!
Kan içinde her subaşı ağlıyor!
Parçalanmış gövdelerin yanında
Can çekişen arkadaşı ağlıyor…”
Tahirü’l-Mevlevî, bu dizeleriyle doğrudan doğruya camilerin minberlerinin yıkılmasını, Kuran’ların çiğnenmesini ve sivil katliamları işleyerek Müslüman kamuoyunu uyandırmayı amaçlamıştır.

“Bulgar vahşeti.”, “Serez’de alçak Bulgarların zavallı dindaşlarımızı cami içinde süngülemeleri.”
İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne yakınlığıyla bilinen ve Balkan Harbi döneminde kalemini en sert şekilde propaganda amacıyla kullanan yazarlardan biri Aka Gündüz‘dür. Cemiyetin hazırladığı göçmen temalı görsellerin altında onun “Muhacir Türküsü” ve “Öc Türküsü” gibi doğrudan intikam ve aidiyet duygusunu perçinleyen manzumelerine yer verilmiştir.
Dönemin Türkçülük fikrinin teorisyeni olan Ziya Gökalp, Balkanlar’da kaybedilen topraklar ve yapılan katliamlar üzerine yazdığı “Yeni Attila” ve benzeri ajitasyon dozu yüksek şiirleriyle kartpostal ve el ilanlarına ilham vermiştir. Gökalp’in şiirlerindeki temel vurgu, Balkan hezimetinin unutulmaması ve mutlaka bir gün öcünün alınması üzerine kuruludur.
Cemiyet neşriyatlarında ve basılan haritalı kartpostallarda metin veya dize olarak karşımıza çıkan, dönemin popüler “İntikam” şiirlerinin şairleridir. Özellikle üzerinde büyük harflerle “İNTİKAM” yazan ve Rumeli topraklarının siyaha boyandığı meşhur propaganda kartında, bu şairlerin kaleme aldığı “kinini kalbinde sakla, vatanını unutma” temalı dizeler yer bulmuştur.
Didaktik Üsluplar Ön Planda…
Kartpostalların üzerine basılan bu manzumeler estetik bir kaygıdan ziyade, didaktik ve harekete geçirici (mobilize edici) bir üslupla yazılmıştır. Okuma yazma oranı düşük olan sivil halkın, kartın üzerindeki Bulgar vahşeti görseline bakarken yanındaki şiiri de kolayca ezberlemesi ve kolektif bir “Balkan acısı” etrafında birleşmesi hedeflenmiştir.

“Ey İslam gençliği! Bak hemşirelerin intikam bekliyor. Ne vakit alacaksın?..”, “Bulgar vahşeti”, “Bulgar zabitleri Paşalar kariyesinde biçare hemşirelerimizi çırılçıplak oynatıyor…”
Kartlarda Kullanılan Fotoğraflar:
Rumeli Muhâcirîn-i İslâmiye Cemiyeti’nin bastırdığı propaganda kartpostallarında kullanılan görsellerin büyük bölümünde bireysel fotoğrafçı imzası (vizör ismi) yer almaz. Bunun nedeni, kartlardaki fotoğrafların sanatsal bir kaygıyla değil; askeri istihbarat, yabancı savaş muhabirleri ve yerel görgü tanıklarının belgelerinden derlenen anonim ve kurumsal bir arşivle üretilmiş olmasıdır.
Ancak dönemin tarihi dinamikleri incelendiğinde, bu sarsıcı karelerin arkasındaki vizörler ve kaynaklar şu şekilde kategorize edilebilir:
Yabancı Savaş Muhabirleri ve Fotoğrafçılar
Balkan Harbi, dünya medyasının (özellikle Fransız ve İngiliz basınının) çok yakından takip ettiği bir savaştı. Cemiyet, Avrupa kamuoyunda yankı uyandırmak için bizzat Batılı fotoğrafçıların çektiği ve kendi dergilerinde yayımladığı belgeleri kartpostallara taşımıştır:
Maurice-Louis Branger: Dönemin ünlü Fransız fotoğrafçısı, Balkan cephesindeki trajedileri ve idamları fotoğraflamıştır. (Örneğin, Bulgar askerleri tarafından idam edilmeden önce namaz kılan Türk köylüsünün meşhur karesi onun vizöründen çıkmıştır).

“Bulgar Vahşetleri”, “Vatanlarını sevmekten başka kabahatleri olmayan bedbahtlar (bahtsızlar / talihsizler).”, “Bulgarlar tarafından Cisr-i Mustafa Paşa’da (bugünkü adıyla Svilengrad / Meriç Köprüsü bölgesi) haksız yere idama mahkûm edilen Müslüman ahali.”.
Herbert F. Baldwin: İngiliz savaş muhabiri ve fotoğrafçısı olan Baldwin, Trakya cephesinde yollara dökülen çıplak ayaklı Türk muhacirlerin dramını anbean kaydetmiştir. Cemiyet, muhacirlerin bu çaresiz durumunu gösteren bazı kareleri Baldwin’in arşivinden ve dönemin Avrupa basınından (L’Illustration vb.) alarak teliflendirip kartpostal serisi yapmıştır.

“Edirne’de Karaağaç’ta dörder dörder kollarından bağlanıp Meriç’e atılmış olan İslam ve Rum ahalisi cesetleri”, “Bulgar vahşetleri”.
Osmanlı Askeri İstihbaratı ve Zabitan Fotoğrafları
Cemiyetin en çok kullandığı “mezalim” temalı fotoğraflar (toplu mezarlar, işkence görmüş esirler, yakılan camiler), bizzat Osmanlı Ordusu’nun Harbiye Nezareti bünyesinde görev yapan askeri harita subayları ve istihbarat birimleri tarafından çekilmiştir. Katliam bölgelerine giren Osmanlı subayları, düşmanın savaş suçu işlediğini belgelemek adına yanlarındaki taşınabilir körüklü kameralarla bu sahneleri fotoğraflamışlardır. Cemiyet, devlet arşivine giren bu resmi ve askeri “kanıt” niteliğindeki negatifleri yasal izinlerle alarak halka açık propaganda kartpostallarına dönüştürmüştür.

“Uzunköprü’nün geri alındığı gün, Bulgarlar kaçarken katlettikleri asker ve sivil halkın cesetleri.”, “Bulgar canavarlarının vahşetlerinden bir numune”
Yerel Fotoğraf Stüdyoları ve İllüstratörler
Fotoğrafın net çekilemediği veya belgelenemediği bazı vahşet sahnelerinde (örneğin Dedeağaç Camii’nde kadın ve çocukların yakılması vakası) fotoğraf yerine illüstrasyon (çizim) teknikleri kullanılmıştır.
İstanbul’daki Matbaa-i Hayriye gibi basım merkezlerinde çalışan dönemin grafik sanatçıları ve ressamları, görgü tanıklarının ifadelerine dayanarak dramatik sahneleri çizmiş, bu çizimler fotoğraf gibi kartlara basılmıştır.
Babıali’deki yerel Osmanlı tebaası fotoğrafçılar da İstanbul’a (Sirkeçi ve Beyazıt meydanlarına) sığınan göçmenlerin perişan hallerini cemiyet adına stüdyo dışı açık alanlarda fotoğraflayarak bu serilere ham madde sağlamıştır.
Özetle, kartların üzerinde tek bir fotoğrafçı ismi yerine kurumsal olarak “Rumeli Muhâcirîn-i İslâmiye Cemiyeti Neşriyatı” damgası vurulmuş, fotoğraflar ise ağırlıklı olarak Osmanlı subaylarının istihbarat belgeleri ile Batılı gazetecilerin (Branger, Baldwin vb.) vizörlerinden devşirilmiştir.
Kartpostalların Uluslararası Arenadaki Yeri ve Yansımaları
Balkan Savaşları sırasında ve sonrasında, Rumeli Muhâcirîn-i İslâmiye Cemiyeti’nin kartpostallara taşıdığı sarsıcı mezalim fotoğrafları, Osmanlı hükümeti (Hariciye Nezareti) tarafından uluslararası arenada “resmi birer suç kanıtı” olarak kullanılmıştır.
Osmanlı Devleti, Batı dünyasının Hristiyan devletlere (Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan) karşı taraflı tutumunu kırmak ve Müslüman tebaaya yapılan soykırım boyutundaki uygulamaları belgelemek amacıyla “Livre Blanc” (Beyaz Kitap) adıyla bilinen resmi diplomasi raporları yayımlamıştır. Bu fotoğrafların diplomatik raporlardaki işlevleri şu şekilde organize edilmiştir:
“Fotoğrafik Kanıt” (Objective Evidence) Olarak Kullanılması
Avrupa devletleri, Balkan ittifakının işlediği katliamları ilk etapta “Osmanlı’nın savaş propagandası” veya “mübalağa” diyerek görmezden gelme eğilimindeydi. Hariciye Nezareti, Beyaz Kitap serilerinde iddiaları sadece metin olarak bırakmamış; kurbanların, yakılan camilerin ve işkence edilen esirlerin fotoğraflarını raporların eklerine (Annexes) yerleştirmiştir. Fotoğraflar, diplomatik dilde “inkâr edilemez somut hakikatler” olarak masaya sürülmüştür.
Carnegie Komisyonu ve Uluslararası Heyetleri Manipüle Etme
Balkan Savaşları’ndaki hak ihlallerini araştırmak üzere dönemin en prestijli uluslararası kuruluşu olan Carnegie Uluslararası Barış Vakfı (Carnegie Endowment for International Peace) bir tahkikat heyeti kurmuştu.
Osmanlı hükümeti, bu tarafsız heyete sunulmak üzere hazırladığı Fransızca resmi raporlarda (Livre Blanc), cemiyetin kartpostallarda da kullandığı orijinal negatif fotoğrafları kullanmıştır.
Rapora giren bu fotoğraflar, Carnegie Komisyonu’nun 1914 tarihli ünlü nihai raporunda Bulgar ve Sırp çetelerinin savaş suçlarının tescil edilmesinde doğrudan etkili olmuştur.
“Mütekabiliyet” (Misilleme) Siyasetini Engelleme ve Meşruiyet Arayışı
Balkan devletleri, Avrupa medyasında “Türkler Hristiyanları katlediyor” şeklinde yoğun bir dezenformasyon yürütmekteydi. Osmanlı hükümeti, yayımladığı Beyaz Kitap’lar ile gerçeğin tam tersi olduğunu, asıl katliama uğrayan tarafın savunmasız Müslüman siviller olduğunu göstermiştir. Bu fotoğraflar sayesinde Osmanlı, uluslararası hukuk karşısında “mağdur ve hak arayan taraf” meşruiyetini korumaya çalışmıştır.
Fransızca Dil Seçimi ve Global Dağıtım Ağı
Resmi raporların adı Osmanlıca değil, doğrudan diplomatik dil olan Fransızca ile Livre Blanc olarak basılmıştır. Bu raporlar ve içindeki görsel ekler:
İstanbul’daki tüm yabancı büyükelçilere (Sefirlere) bizzat takdim edilmiştir.
Londra, Paris, Viyana ve Berlin’deki Osmanlı sefaretleri aracılığıyla Avrupalı parlamenterlere ve etkili gazete editörlerine dağıtılmıştır.
Özetle; Rumeli Muhâcirîn-i İslâmiye Cemiyeti’nin halkı mobilize etmek ve bağış toplamak için kartpostal formatında meydanlara indirdiği bu dramatik fotoğraflar, Osmanlı hükümetinin elinde ise Batı dünyasının vicdanına ve uluslararası hukuk masasına vurulan resmi birer diplomasi enstrümanına (Livre Blanc) dönüşmüştür.
Balkan Savaşları döneminde (1912-1913) Osmanlı Devleti’nin ve cemiyetlerin yayımladığı mezalim fotoğraflarının İngiliz ve Fransız basınında yayımlanma oranları, savaşın gidişatına ve dönemin sansür politikalarına göre keskin bir dalgalanma göstermiştir.
Batı medyasının genelinde sansür ve taraflı yayıncılık hakim olsada, fotoğrafların basında yer alma dinamikleri şu şekildedir:
Savaşın İlk Dönemi: “Oryantalist Sansür” ve Düşük Yayın Oranı
Savaşın ilk aylarında (1912 sonu), İngiliz ve Fransız basını ezici bir çoğunlukla Balkan ittifakını (Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan) destekliyordu.
Bu dönemde, Osmanlı tebaası Müslümanların uğradığı katliamları gösteren fotoğrafların büyük ana akım gazetelerde yayımlanma oranı %5 ila %10 gibi son derece düşük bir seviyedeydi.
The Times (İngiltere) veya Le Temps (Fransa) gibi dönemin yarı-resmi ve etkili gazeteleri, Osmanlı’nın sunduğu vahşet fotoğraflarını “savaş propagandası” veya “şüpheli kaynak” diyerek sayfalarına taşımayı reddetti ya da çok küçük metinler olarak geçiştirdi.
Kırılma Noktası: İkinci Balkan Savaşı ve Görsel Patlama
1913 yılına gelindiğinde, Balkan devletlerinin Osmanlı’dan aldıkları toprakları paylaşamayarak kendi aralarında savaşa tutuşması (İkinci Balkan Savaşı), Batı medyasının tavrını tamamen değiştirdi.
Bulgar ordusunun müttefiki olan Yunanistan ve Sırbistan’a karşı da acımasız yöntemler kullanması üzerine, İngiliz ve Fransız basını objektifini bölgeye çevirdi.
Bu dönemde, cemiyetlerin ve Osmanlı hariciyesinin elindeki mezalim fotoğraflarının Avrupa medyasındaki yayımlanma oranı %40-50 seviyelerine kadar tırmandı.
Özellikle dönemin en popüler resimli dergileri olan Fransız “L’Illustration”, “LeMiroir” ve İngiliz “The Illustrated London News” dergileri, tam sayfa gravürler ve fotoğraflarla Balkanlar’daki vahşeti teşhir etmeye başladı. Örneğin, Bulgaristan’ın sivil halka yönelik katliam fotoğrafları bu dergilerde geniş yer buldu.
İngiltere ve Fransa Basını Arasındaki Yaklaşım Farkı
Fransız Basını (Daha Yüksek Oran): Fransa’da kamuoyu nezdinde Osmanlı sempatizanı olan (Pierre Loti gibi) entelektüellerin ve Osmanlı tahvillerine yatırım yapmış olan finans çevrelerinin etkisiyle, Müslüman muhacirlerin dramını gösteren fotoğraflar görece daha kolay yer buldu. “Le Petit Journal” gibi popüler gazetelerin renkli arka kapak illüstrasyonlarında Rumeli göçmenlerinin çaresizliği sıkça işlendi.
İngiliz Basını (Seçici ve Politik Yaklaşım): İngiltere’de ise basının yaklaşımı daha mesafeliydi. Balkan Komitesi (Balkan Committee) gibi Bulgar yanlısı lobiler, Müslüman mezalimini gösteren fotoğrafların İngiliz basınında yer almasını uzun süre engelledi. Ancak insani krizin (kolera salgınları, çıplak ayakla kaçan yüz binlerce muhacir) saklanamayacak boyuta ulaşmasıyla, muhafazakar ve muhalif İngiliz gazeteleri bu görsellere yer vermek zorunda kaldı.
Özetle;
Toplu bir değerlendirme yapıldığında, Rumeli Muhâcirîn-i İslâmiye Cemiyeti’nin kartpostallarında kullandığı türden doğrudan vahşet/ceset fotoğrafları, Batı basınının “Hristiyan kamuoyunu ürkütmeme” sansürüne takılarak genellikle filtrelenmiştir. Ancak “muhacirlik, göç, açlık ve hastalık” temalı insani dram fotoğrafları, özellikle 1913’ün ortalarından itibaren İngiliz ve Fransız resimli dergilerinde en çok manşet olan görsel malzemeler haline gelmiştir.

***Bu görsel, Balkan Harbi’nden sonra Rumeli Muhâcirîn-i İslâmiye Cemiyeti tarafından yayınlanan tarihi bir haritadır. Haritanın en üstünde Osmanlıca “İntikâm!” (انتقام) ifadesi yer almaktadır. Siyah boyalı alan, Osmanlı İmparatorluğu’nun kaybettiği Rumeli topraklarını temsil etmektedir. Harita, 1329 Rumi (1913/1914 Miladi) yılına aittir ve kaybedilen vatan parçasına duyulan özlemi vurgulamaktadır. (Ersin Fıçıcı Arşivi)
Ersin FIÇICI
Gazateci / Koleksiyoncu
Kaynakça:
- Faruk Yılmaz, “Balkan Savaşında Bulgar Vahşetleri, Rumeli Muhacirin-İ İslamiye Cemiyeti”, Yayınevi: Dorlion Yayınları (2024)
- Züriye ÇELİK, “Osmanlının zor yıllarında Rumeli göçmenlerinin Türk basınındaki sesi: ‘Muhacir’ Gazetesi (1909-1910)” Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi (2010)
- İlker Alp, Belge ve Fotoğraflarla Bulgar Mezâlimi (1877-1989). Ankara: Trakya Üniversitesi Yayınları, 1990.
- İlker Alp,. “Balkan Savaşları Esnasındaki Bulgar Mezâliminin Türkler ve Gayrimüslim Azınlıklar Tarafından Tel’ini”. Belgelerle Türk Tarihi Dergisi (1987).
- İlker Alp, “Balkan Harbi ve Bulgar Mezâlimi ile İlgili Edirne Müzesinde Birkaç Bulunan Hatıra”. Türk Dünyası Tarih Dergisi (1987).
- Altıntaş, Ahmet. “Makedonya Sorunu ve Çete Faaliyetleri”. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (2005)
- Sezer Arslan, Balkan Savaşları Sonrasında Rumeli’den Türk Göçleri ve Osmanlı Devleti’nde İskânları. Edirne: Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, (2008).
- Ahmet Tetik, “Fevzi Çakmak, Batı Rumeli’yi Nasıl Kaybettik?” İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları, 2011.
- Halûk Harun Duman ve Salih Koralp Güreşir, “Yeni Türk Edebiyatının Kaynakları: Savaş ve Edebiyat (1828-1911) (2009).
- Suzan Ertürk, “I. Balkan Savaşı’nda Bulgar Ordusundaki Anadolu Ermenileri”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi (2012).
- M. Levent Acar, Kart Görselleri Osmanlıca Çevirisi (2026)

“Balkan Savaşı’nda Müslüman unsurlara (halka) reva görülen çirkin ve vahşi zulümler.”, “Bulgar Dehşeti / Bulgar Zulmü.”,“Dedeağaç’ta Müslüman halkı [bölgeyi istila edenler tarafından] cami duvarına çivileyerek ve jandarma ileri gelenleri ile vahşi bir grubun en feci şekilde gerçekleştirdiği katliamlar/acılıklar.”

“Balkan Savaşı’nda Müslüman unsurlara (halka) reva görülen çirkin ve vahşi zulümler.”, “Bulgar Dehşeti / Bulgar Zulmü.”,“Dedeağaç’ta Müslüman halkı [bölgeyi istila edenler tarafından] cami duvarına çivileyerek ve jandarma ileri gelenleri ile vahşi bir grubun en feci şekilde gerçekleştirdiği katliamlar/acılıklar.”

“Yunan Vahşeti / Yunan Mezalimi”, “Nasliçe’ye (Kastoria/Grebene bölgesinde eski bir kaza) bağlı Yankova köyünde…”, “Bu sahneler; açlık ve vahşi saldırılardan kurtulamayan çaresiz kadınların, tehdit ve işkencelerle askeri ordugâha zorla götürülüşünü göstermektedir.”, “İntikam bekleyen facialardan.”

“İntikam bekleyen fedakardan / savaşçıdan”, “Nasliç (Anselitsa / günümüzde Neapoli, Yunanistan) bölgesine bağlı Yankova (günümüzde Mesolongos) köyünde – Yunan Vahşeti / Zulmü”, “Alçak Yunanlıların vahşice/canavarca saldırılarından kurtulmak amacıyla zavallı ve bahtsız Müslüman kadınların kendilerini azgın sulara (nehre/suya) atmaları.”*
“Bulgar alçaklıklarından bir numune.”, “Yirminci yüzyılda Müslüman kadınları boğazlamaktan (katletmekten) başka becerisi olmayan vahşiler.”

“Bulgar alçaklıklarından bir numune.”, “Yirminci yüzyılda Müslüman kadınları boğazlamaktan (katletmekten) başka becerisi olmayan vahşiler.”

*“İslam âlemini ağlatan (büyük kedere boğan) olaylardan.”, “Bulgar Vahşetleri.”, “Doyran kentinde dindaşlarımızın (Müslümanların) zorla Hristiyanlaştırılması (vaftiz edilmesi) töreni.”

*“Balkan alçaklıklarından bir numune.”, “Bulgar vahşetleri.”, “Papazlar, kız kardeşlerimizi (din kardeşlerimizi/kadınlarımızı) saçlarından haçlara asarken!”

“Bulgar canavarlarından bir örnek / numune”, “Bulgar zulmü”, “Bulgarlar Edirne’ye doğru ilerlerken silahsız ve masum dindaşlarımızın (Müslümanların) üzerine ateş açması!”.

“Balkanlıların kanlı, vicdan parçalayan (sızlatan) zulümlerinden”, “Bulgar vahşeti / Bulgar zulmü”, “Kavala’da zavallı bir anne ve masum yavrusunun feci sonu.”.

“Bir taraftan mukaddes camilerimiz yakılırken diğer taraftan da Bulgar süngülerinin oyuncağı olan masum kardeşlerimiz.” “Bulgar Zulmü / Vahşeti”.

“Edirne’deki Karaağaç tabyasında zalimce / gaddarca öldürülen Osmanlı savaş esirlerinin cesetleri.”, “Bulgar Vahşetleri”.

“Sevgili anne ve kız kardeşlerimize layık görülen, reva görülen zulümler.”, “Bulgar mezalimi”, “Drama’da, kahraman bir annenin ve bebeğinin canavarca şehit edilmesi.”.

*“Bulgar vahşetlerinden şeni bir numune.”, “Kavala’da gözleri oyulmuş, dudakları ve burnu kesilmiş bir dindaşımızın (Türk/Müslüman) teşhir edilmesi (gösterilmesi).”

“Alçak Sırpların vahşice (yırtıcıca/hayvanca) hareketlerinden”, “Katliamdan sonra şehit ve yaralıları Vardar nehrine atması”, “Bulgar Vahşetleri”

“Bulgar hunharlıklarından bir numune…”, “”Eski Zağra’da alçak Bulgarlar tarafından katledilen Osmanlı esirlerinin cesetleri ile yaralı kalanlar.”

“Edirne’de Karaağaç’ta dörder dörder kollarından bağlanıp Meriç’e atılmış olan İslam ve Rum ahalisi cesetleri”, “Bulgar vahşetleri”
Beğen (2)