Kartpostalların Anlattıkları…

Koleksiyonculuk davranışının ardında insanda halihazırda bulunan toplama, biriktirme ve istifleme dürtüsü bulunduğu ve bu davranışlara bir tür takıntının eşlik ettiği bilinen bir gerçek. Koleksiyonculara sorduğunuzda, pek çoğu bu durumu bir “tutku/alışkanlık/yaşam biçimi” olarak nitelendirmekteler. Fakat pek çok alışkanlıkla karşılaştırıldığında bunun son derece güzel sonuçlar doğuran bir alışkanlık olduğunu söylemek mümkün. Bu eğilimlerin doğru bir mecraya yönelerek, sistemli ve üretken bir sürece yol açması başlı başına bir kazanım olarak görülmeli. Zira koleksiyonculuk faaliyeti pek çok değerli nesneyi geleceğe taşırken, bunu sürdüren kişiye de kolay bulunmayacak bir lezzet ve mutluluk sağlamış oluyor.

Dünya genelinde en fazla biriktirildiği bilinen para, pul ve kartpostallar da dahil olmak üzere koleksiyonu yapılabilecek sayısız çeşitte nesne olduğunu söylemek mümkün. Yeni ya da antika objeler, resimler, sanat eserleri, gündelik hayatta kullanılan türlü türlü küçük eşya, mobilya, her nevi evrak, kitap, el yazması eserler, ilk akla gelenler. Toplama, biriktirme eğilimi bir ortak nokta, benzeşen bir taraf olsa da “neyi” toplayacağımızı belirleyenin, birbirine pek de benzemeyen kişisel hikayelerimiz ve tesadüfler olduğu söylenebilir. Diğer taraftan bu nesnelerin bir şekilde bizim zamanlarımıza varmayı başarmış olmaları başlı başına hayranlık uyandıran şeylerden biri bana göre. Yani bir bakıma matbu her bir belge ya da elle tutulan objenin, bizimkisiyle tesadüfen kesişen bir kendi hikayesi, devam etmekte olan bir hayatı bulunmakta.

Bu güzel ve tesadüfi karşılaşmalar sayesinde tüm eski şeyler gibi, kartpostallar ve fotoğraflar da bizleri geçmiş zamanlara uzanan bir yolculuğa çıkarıyor, bambaşka dünyalara taşıyorlar. O dünyalara ait insanların, insanlık hallerinin ya da daha geniş ölçekte toplumsal yaşamın izini sürmeye davet ediyorlar. Bugünün toplumunun bireyleri olarak geçmişi kurcalamakta, soyut anlatıların ötesine geçen bir kavrayışla eski zamanlara ve insanlara yaklaşmakta pek çok anlam buluyoruz belli ki. Eski zamanlarda bu fotoğrafları çekenlerin ya da belirli bir kompozisyon ile bunlardan kartpostal hazırlayan editörlerin ya da bu kartları seçerek, arkalarına notlar yazarak birileriyle iletişim kuran insanların anlatılarına tanıklık etmek bu bakımdan son derece ilginç ve güzel.

Kartpostalların bize anlattıkları bununla da sınırlı kalmıyor. Çünkü bugünden geçmişe bakmanın yanı sıra bu uğraşın belki daha önemli bir diğer sonucu, günümüzü de geçmişten hareketle ele almaya ve kişisel/toplumsal hayatımız üzerinde yeniden düşünmeye olanak tanıması. Bu türden bir iletişim ile geçmişle bugün arasında hareket edebilmek, zamanın doğrusal şekilde akıp giden bir şeyden ibaret olmadığını, yaşantı denilen şeyin ise geçicilik ve kalıcılığı, durağanlık ve değişimi bir arada içeren yanlarıyla bir devinim olduğunu bize hatırlatmakta.

Kartpostalları eski ve kıymetli görseller olarak biriktirmek güzel bir uğraş olsa da bunu biraz daha farklı bir yere taşımak koleksiyoncuların pekâlâ yapabilecekleri bir şey. Toplumsal yaşama ilişkin boyutlarıyla onları görmeye ve anlamaya çalışmak, bu uğraştan başka türden bir keyif almaya imkân tanıyabilir. Bu anlamda özellikle merak ettiğimiz konulara dair çalışmalar ve araştırmalar bu süreci desteklemek için büyük önem taşıyor. Toplumsal siyasal tarih, kent ve mimari tarihi, kültür tarihi ya da belirli temalar üzerinden yapılan mikro tarih çalışmaları bu açıdan oldukça faydalı. Bunların yanı sıra Türkiye’de de eski kartpostal ve fotoğrafları odağına alan bir dizi çalışma ve elbette kartpostal, fotokart ve fotoğrafların belge olarak yer aldığı çok sayıda araştırma da bulunmakta.

Bir başka yazıda bu konuyu biraz açıp, daha detaylı şekilde ele almak üzere…

Sevgilerimle…

Dr. Aytül Fırat

Beğen (1)

Bir yanıt yazın